Durmadan Leyla, Aslı Tohumcu

Durmadan Leyla, yarım kafiyeli, hafif terbiyesiz ve kırık bir fars. İsmi lazım değil bir dişinin seyrü sefer zamanları. Sarmaş salaş uyuyan ve uyanan kahkaha. Aslı Tohumcu, yol üstündeki erkek sürülerini, ahlâkın hımhımlarını tuhaf bir rüyayı anlatır gibi anlatıyor. “Dişi’nin coğrafyasında ‘hayır’ın hayır demek olduğunu anlamamakta ısrar eden erkekler saymakla bitmez.” “Tanga da giyerim, paçalı don

Gerçek Hayat, Oylum Yılmaz

Zaman içini çekti sanki. Ve kendinden daha fazlasını dışına çıkardı. Çukurcuma büyüdü genişledi, sokakları sokaklara bağlandı, sokaklara bakan evlerin kapılarından pencerelerinden yüzlerce, binlerce kadınsı hayalet semte, oradan bütün bir şehre yayıldı. Tek bir cümle mırıltı halinde şehrin üzerini kaplamıştı, “Davamız ilmi, siyasi, edebidir.” Gerçek Hayat, içi içine sığmayan aşkın, karaltının içindeki umudun yeni sesli romanı…

Oblomov, İvan Aleksandroviç Gonçarov

19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusya’nın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov… Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair

Doppler, Erlend Loe

Andreas Doppler: Bir başarı abidesi! İki çocuklu başarılı bir aile babası; başarılı bir tadilattan geçmiş güzel bir evi ve çok başarılı olduğu iyi bir işi var. Bir gün ormanda dolaşırken bisikletten düşüyor. Otların arasında yarı baygın bir halde uzanırken, uzun zamandır hissetmediği bir huzur doluyor içine: Neredeyse hiç tanımadığını fark ettiği babasının ölümü iyiden iyiye

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş’ın –belki de– en çok okunan ve yayımlandığı tüm dillerde büyük bir şaşkınlık ve beğeniyle karşılanan romanı.    Gölgesizler, bir kayboluşlar anlatısı; aniden kaybolmaların, beklenmedik dönüşlerin, ölümlü büyülerin, devlet nezdine düşen gölgelerimizin aynası. Tekrarların tekrarını okumamızı sağlayan karakalem bir güvercin; bir garip cinayet ve doğum hikâyesi.    Ve kokusu burnumuzda tüten, cevabından korktuğumuz 

Bir Gün Tek Başına, Vedat Türkali

Vedat Türkali’nin edebiyatımızda klasikleşen eseri Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor.  27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi

Gandi ve Mira, Sudhir Kakar

  Hintli yazar Sudhir Kakar’ ın  “Gandi ve Mira” kitabı, Mahatma Gandi’ yi hem siyasi hem de manevi bir lider olarak bizlere tanıtıyor. Kitap aynı zamanda, yaşamını Gandi’ye ve onun mücadelesine adamış bir İngiliz kadının ilginç hikayesini anlatıyor. İngiliz sömürge yönetimine karşı Hindistan’a özgürlük kazandırma mücadelesi sırasında, Gandi’nin yakın çevresine toplananlar arasında sarışın, uzun boylu,

Büyü Dükkanı, Yeşim Türköz

Hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir? Bu kitaptaki öyküler, bir psikoterapi yaklaşımı olan psikodramanın “Büyü Dükkanı” isimli tekniğinden esinlenilerek kurgulanmıştır. Tekniğin, psikodramanın kurucusu olan Jacob Levy Moreno nun öğrencisi, Hanna Weiner tarafından geliştirildiği öne sürülmektedir. Büyü Dükkanı, hayatta istenebilecek her şeyin var olduğu, mucizevi alışverişlerin gerçekleştiği bir mekandır. Ünü ülkenin dört

Hakkari’de Bir Mevsim, Ferit Edgü

“O’yu [Hakkâri’de Bir Mevsim] sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü’nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü ‘O’ gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor.”  Melih Cevdet Anday Japonca ve Çince dâhil birçok dile çevrilen, Türkiye’de olduğu kadar dünyada da ses

Paramparça, Melike İlgün

Nazım’dan Piraye’ye, Münevver’den Memet’e… Türkiye’nin umut dolu 1930’larından, kafası karışık 1950’lerine… Tankların ruhumuzdan geçtiği 80’lerden, okuduğumuz hiçbir habere şaşıramaz hale geldiğimiz bugünlere… İstanbul’dan Çankırı’ya, Bursa’dan Rusya’ya, Artvin’den İsveç’e… Paramparça hayatların, kırık aşkların, büyük bedellerin, “dev”lere aşık olan “minnacık” kadınların hikayesi… Ama en çok babasını arayan Zeynep’in Türkiye ile yüzleşmesinin hikayesi… Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.